Ey Sevdiğim (Yar Demedin)

Ekleyen: Süleyman Aras / Şair

Ey sevdiğim bir gün bana,
Yar demedin yar demedin.
Gece gündüz tenhalarda,
Ağlayanım var demedin.

Seni sevmek suç mu bana?
Ağlıyorum yana yana…
Bir merhem verip yarana,
Sür demedin sür demedin.

Bir gün bana gül demedin,
Gözyaşımı sil demedin,
Bir ömür koştum peşinden;
Gel demedin gel demedin.

Yavuz Top

Yalnızlık Paylaşılmaz

Ekleyen: Süleyman Aras / Şair

Yalnızlık, yaşamda bir an,
Hep yeniden başlayan.
Dışından anlaşılmaz.

Ya da kocaman bir yalan,
Kovdukça kovalayan.
Paylaşılmaz.

Bir düşün'de beni sana ayıran
Yalnızlık paylaşılmaz
Paylaşılsa yalnızlık olmaz.


Özdemir Asaf

Yalnızlık Kayzer'den Daha Güçlüdür

Ekleyen: Süleyman Aras / Şair

Yalnızlık Kayzer'den daha güçlüdür
Ve Roma'dan daha uğultulu

Yastığa gömebilir misin onu?
Duvara asabilir misin?
Bir âyin elbisesi
Ya da bir geyik postu gibi?

Ruhundan sızarak senin
Ve belkemiğinden
Odanı dolduracak
Belki de dünyanı
Ve üstüne çıkaracak
Tekneni, dalgaların

Yalnızlık...
Bitişik yataktaki hasta:
Başının altında elleri
Ve gözleri tavanda -sabaha kadar-
Alçak sesle
Tanrı'yla konuşuyor
Ve bazen de seninle.

Cahit Koytak

Ayrılık

Ekleyen: Süleyman Aras / Şair

İki rayı gibiyiz
Bir tren yolunun
Yakın olması
Neyi değiştirir
Son istasyonun


Sunay Akın

Cebeci İstasyonu ve Sen

Ekleyen: Süleyman Aras / Şair

Cebeci İstasyonunda bir akşamüstü
İncecikten bir yağmur yağıyordu yollara
Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi
Sıcak bir kara sevda
Yüreğimizin başında bağdaş kurup oturmuştu;
Acımsı, buruk.
Mühürlenmişti ağzımız bir sessizlik içinde
Sessizliği üstümüzden atamıyorduk
Bir saçak altında kararsız, yorgun
Saatlerce duruyorduk
Kimse görmüyordu bizi

Cebeci İstasyonunda bir akşamüstü
Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi
Cebeci İstasyonunda bir akşamüstü
Bir başka türlüydü bu insanlar
Sen bir başka türlüydün
Gözlerin yine öyle bir bilinmez renkteydi
Gözlerin gözlerimde erimekteydi
Bir mermer heykel gibi yanımda duruyordun
Beni bırakma diyordun

Meyhane sarhoşları gibi sırılsıklam
Bir yalnızlık duyuyorduk
Ağlıyordun, ağlıyordun...

Cebeci İstasyonunda bir tren
Nefes nefese soluyordu
Gerilmiş bir keman teli gibiydik

Ankara Kalesi'nde bir eski çalar saat
Bilmem kaça vuruyordu
Bir yağmur yağıyor inceden ince
İçimizdeki bin bir düşünce
Harmanlar misali savruluyordu
Islanmış bir ceylan yavrusu gibi
Tiril tiril titriyordun
Gitsek gitsek diyordun.

Yüreğimin atışından deli gönlümce
Sırılsıklam, paramparça, perme perişan
Türküler söylüyordum
Ağlıyordun, ağlıyordun...

Şimdi, şimdi seni düşünüyorum
Cebeci yollarında rüzgârlar esiyor, serin
Paramparça düşmüş gönül ufkuma
İki yıldız gibi gözlerin
Gel Ey ciğerime saplanan hançer
Gel ey yüreğime oturmuş kurşun
Göçmen kuşlar gibi çok uzaklardan
Gel artık
Ne olursun


Yavuz Bülent Bakiler

Beklenen ve "Beklenen"e Nazire

Ekleyen: Süleyman Aras / Şair

Beklenen

Ne hasta bekler sabahı
Ne taze ölüyü mezar
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?

Necip Fazıl Kısakürek

“Beklenen”e Nazire*
*Üstat Necip Fazıl Kısakürek’in Beklenen adlı şiirine mütevazı bir nazire denemesidir; herhangi bir iddiası yoktur.

Hasta beklemez sabahı,
Çünkü sabır taşı çatlar.
Şeytan beklerken günahı,
Benden daha çok sabrı var.

Suçtu reddetmem gelmeni,
Yokluğunda bildim seni,
Bak, arıyorum gölgeni,
Gel artık, budur son karar.

Süleyman Aras

Tut Ellerimden

Ekleyen: Süleyman Aras / Şair

Sırat’tan incedir sevda köprüsü
Beraber geçelim tut ellerimden.
Niyet ak güvercin, vuslat gökyüzü
Beraber uçalım tut ellerimden

Gönüldeki birlik kalkandır dışa
Aldırma ayaza, yele, yağışa
Giden ilkbahara, gelecek kışa
Beraber göçelim tut ellerimden.

Birleşmek üzredir şafakla gurûp
Korku beklenilmez kapıda durup
İster zehir olsun, isterse şurup
Beraber içelim tut ellerimden.

Çağır hayallerin en ötesini
Yakından duyarsın aşkın sesini
Sonsuz mutluluğun penceresini
Beraber açalım tut ellerimden.

Hatırla kaybolan hatıraları
Elmastan ışıklı, altundan sarı
Zaman tortusundan işte onları
Beraber seçelim tut ellerimden.

Şüphe “başlangıç”tır, karar “nihayet”
Zamanı zamana etme şikâyet
Kaçmak kurtuluştur diyorsan şayet
Beraber kaçalım tut ellerimden.


Abdurrahim Karakoç

Akşam Erken İner Mahpushaneye

Ekleyen: Süleyman Aras / Şair

Akşam erken iner mahpushaneye.
Ejderha olsan kâr etmez.
Ne kavgada ustalığın,
Ne de çatal yürek civan oluşun.
Kar etmez, inceden içine dolan,
Alıp götüren hasrete.

Akşam erken iner mahpushaneye.
İner, yedi kol demiri,
Yedi kapıya.
Birden, ağlamaklı olur bahçe.
Karşıda, duvar dibinde,
Üç dal gecesefası,
Üç kök hercai menekşe...

Aynı korkunç sevdadadır
Gökte bulut, dalda kayısı.
Başlar koymağa hapislik.
Karanlık can sıkıntısı...
"Kürdün Gelini"ni söyler maltada biri,
Bense voltadayım ranza dibinde
Ve hep olmayacak şeyler kurarım,
Gülünç, acemi, çocuksu...

Vurulsam kaybolsam derim,
Çırılçıplak, bir kavgada,
Erkekçe olsun isterim,
Dostluk da, düşmanlık da.
Hiçbiri olmaz hâlbuki
Geçer süngüler namluya.
Başlar gece devriyesi jandarmaların...

Hırsla çakarım kibriti,
İlk nefeste yarılanır cıgaram,
Bir duman, kendimi öldüresiye.
Biliyorum, "sen de mi?" diyeceksin,
Ama akşam erken iniyor mahpusaneye.
Ve dışarıda delikanlı bir bahar,
Seviyorum seni,
Çıldırasıya!


Ahmed Arif

Ne İçindeyim Zamanın

Ekleyen: Süleyman Aras / Şair

Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare geniş bir anın
Parçalanmış akışında.

Bir garip rüya rengiyle
Uyumuş gibi her şekil,
Rüzgârda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.

Başım sukutu öğüten
Uçsuz, bucaksız değirmen;
İçim muradıma ermiş
Abasız, postsuz bir derviş…

Koku bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim.


Ahmet Hamdi Tanpınar

Taş Bir Sözcük Düştü Parçalandı*

Ekleyen: Süleyman Aras / Şair

* Çeviren: Azer Yaran

Taş bir sözcük düştü parçalandı
Henüz yaşayan göğsümde.
Zararı yok, ben zaten hazırdım.
Gelirim bunun da üstesinden.
Başımda işim çok bugün:
Belleği sonuna değin öldürmek gerek,
Taşlaşması gerek ruhun
Ve yaşamayı yeniden öğrenmek.
İşte… Yazın hışırdayan sıcak soluğu
Bayram gibi sarıyor pencereyi.
Ben çoktan sezmiştim bu
Aydınlık günü ve boş evi.


Anna Ahmatova